Tarımda israil tohumu şehir efsanesi
12 Ağustos 2018 Pazar
Cevdet Akçakoca
Tarımda israil tohumu şehir efsanesi

Cevdet Akçakoca
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

          Türkiye de tohum üretim, ihracat ve ithalatı konusunu işlediğim yazım ülkenin her tarafından büyük ses getirdi. Bir takım şehir efsanelerine de son verdi diye düşünüyorum. Bu arada, Türkiye’nin tarımı üzerine yazılara devam edeceğiz. Burada yazılarımda paylaşacağım düşünceler ve çözümler, tamamen benim düşüncelerim ve araştırmalarımın sonucu doğmuş fikirlerdir. İstatistiklerden yararlanıyorum. Hatalarım olursa, işin uzmanları muhakkak ki beni ikaz edeceklerdir. Onlara peşinen teşekkürü bir borç bilirim.

          En çok gelen yazı ve talepler İsrail tohumu konusunda idi. O konuyu da işlemezsem olmayacak kanaatindeyim.  Yine hibrit tohumlar ve benzeri konularda da sorular geldi. Ancak, tamamen ziraatçiliği, ziraat mühendisliğini, ziraat tekniklerini ilgilendiren konularda yazmayacağımı, bunu yazarsam hem kendime hem de bu işin uzmanlarına saygısızlık olacağını belirtmek isterim. Ammaa, genel bilgilerim çerçevesinde bir takım şeyler yazacağım. Hatalarım olursa affola.

         Benim, özellikle ziraat konusunda çalışan uzmanlardan, mühendislerden beklentim: Çözüm üretmeleri, çözümler teklif etmeleri ve en kısa zamanda Türkiyenin 1970-1980 lerde olduğu gibi tarımda ve hayvancılıkta da dünyada sayılı ülkelerden biri haline gelmesini, tarım ve hayvancılık üretim ve ihracatında, boyuna örnek olarak sundukları o küçücük Hollandayı katlayıp geçmesini sağlayacak çalışmalar yapmaları, fikirler vermeleridir.

          Özellikle hayvancılık konusunda Malthus teorisini yazımın birinde işleyeceğim ve yaşanmış bir olayı dostum rahmetli Sütçü Mustafa’yı da yazı konusu yapacağım.

                Gelelim İsrail tohumu şehir efsanesine:

                Önce tarihi hatırlayalım.

         Osmanlı 1490 lı yıllarda, Yahudileri kıyımdan kurtarmış, ülkesine almış ve yüzyıllarca kendi içinde yaşatmıştır.  Avrupa’da, Rusya’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde Yahudiler soykırıma uğrarken Türkiyede bu ülkenin sadık ve el üstünde tutulur vatandaşları olarak yüzyıllarca yaşamışlardır. Türkiyenin parçalanması ve  paylaşılması için yapılmış olan Birinci Cihan harbi ve daha sonraki İkinci Cihan harbinden sonra İngiliz ve Amerikalıların desteği ile şu anda gördüğümüz İsrail devleti doğmuş, 1967 savaşında Arapların yanlış harb taktikleri, İsraillilerin ise baskın ve yıldırım savaşı sonucu sınırları çok genişlemiş  ve en sonunda 2018 yılında , Yahudi Şeriatına göre düzenlemeler yapan katı ırkçı İsrail devleti ortaya çıkmıştır.  İsrail oğulları, katı ırkçı bir devlet haline geldikleri zamanlar, tarihte görüldüğü gibi kendi kendilerinin sonlarını getirmişlerdir. Defalarca sürülmüşler, itelenmişler ve ey (kudüs) yeruşalim, seni unutursam, sağ elim kurusun. seni anmaz, yeruşalim'i en büyük sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın!" şeklinde 2000 yıl dua etmişlerdir.  Bugünkü İsrail devleti yöneticilerinin tarihlerini unutmamalarını diliyorum.

                Ancak, bu ülkenin kuruluşundan sonra, Türkiyeden giden ve ülkemize sempati duyan İsrail vatandaşları ve ülkemizin bilgiye olan ihtiyacı karşısında yeni İsrail devleti ile çok iyi ilişkiler kurulmuştur. Doğrudur veya yanlıştır, bu hükümetlerin politikasıdır. F4 uçakları, M48 tankları İsraile modernize ettirilmiş, Heronlar onlardan alınmış ve fakat bunlardan faydalanılarak Türk milletinin çalışkan evlatları, yeni uçaklar, tanklar, silahlar , insanlı insansız silahlı silahsız harp araçları imal etmiştir. Tohum üretimi konusunda da İsrail oğullarından yardım alınmıştır.

                İsrailliler, kendi tohumlarından başkasının kullanılmasını önleyecek tedbirler almışsa da, Türk milletinin çalışkan çocukları bunları da aşmıştır iddiasındayım. Türkiye şu anda tohumculukta, domates  tohumunda veya benzerlerinde İsraile bağlı bir ülke olmaktan çıkmıştır.  İsrailden alınan teknoloji ve bilginin de desteğiyle,  Türkiye dünyada sayılı tohum üretim ülkelerden biri haline gelmektedir.

               Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kamil Yılmaz, yapılan bir röportajda, 1990'da 97 bin ton olan sertifikalı tohumluk üretiminin 2016'da 958 bin tona, 2017'de ise 1 milyon 49 bin 361 tona yükseldiğini söylemiştir.

              Yılmaz, fide, fidan ve süs bitkilerinde önemli noktaya geldiklerini belirterek, "2017'de 238 milyon adet meyve fidanı, 4 milyar adet sebze fidesi, 1 milyar 619 bin adet süs bitkisi üretildi." ifadesini kullanmıştır. 

             Bunların tamamına yakını özel sektör tarafından gerçekleştirilmiştir. 2017 de 56 milyondan fazla iç mekan süs bitkisi, 491 milyon dış mekan süs bitkisi, 22 milyon çiçek soğanı üretilmiştir. 

Genetiği değiştirilmiş ürünler konusunda ise Sayın Yılmaz: 

           "Bu konularda Türkiye'de üretilen tohumluklar doğaldır. Hiçbirisinin genetiği değiştirilmemiştir. 2010 yılında biliyorsunuz Biyogüvenlik Yasası çıktı. Buna göre Türkiye'de GDO'lu tohumların üretilmesi, ithalatı yasak. Sadece Biyogüvenlik Kurulu'nun izin verdiği, mısır ve soyada ürünlerin ithalatı yem sanayisinde kullanılmak üzere yapılıyor.  Ancak Türkiye'de bunun üretimi yasak. 

           İkincisi hibrit tohumlar gerçekten verimi artıran mısırda, domateste, biberde, mısırda, ayçiçeğinde, salatalıkta önemli mekanizmalardan bir tanesi. Hibrit tohumlar hiçbir zaman laboratuvar ortamında, yapay şartlarda elde edilmiş değil. Bunlar doğal ortamda saflaştırılmış... Hibrit tohum elde ederken melezleme yapılan bireylerin yakın akraba olması istenmez. Mümkün olduğu kadar uzak akraba olması istenir. Buradaki amaç en yüksek verimi sağlamaktır." Demektedir. 

          Yılmaz, Türk tohumculuk sektörünün son dönemde ciddi mesafeler kaydettiğinin altını çizerek, ancak Türkiye'nin toplam sertifikalı tohum ihtiyacının yüzde 40'ını üretebildiğini ve kullanabildiğini söylemiştir. Bu oranın %80 – 90 lara çıkması gereklidir.

           Yılmaz, 1980'li yıllarda 3 olan yerli firma sayısının bugün 832'ye yükseldiğini yineleyerek, bu şirketler içinde tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olanların sayısının 778 olduğunu, bu rakamın, şirketlerin yüzde 93,5'inin yerli olduğunu gösterdiğini anlattı.

 "İthalatımızda İsrail'in payı önemsiz"

         Yılmaz, Türkiye'nin İsrail'den yüksek miktarda tohum aldığına ve tohumculukta bu ülkeye bağlı olduğuna dair iddialara karşılık:

         "Türkiye İsrail'den tohum alıyor ancak İsrail'e tohum da satıyor. 2016'da yüzde 6 iken 2017'de yüzde 7 olmuş. Biz İsrail'e sadece tohum değil sebze de satıyoruz. Geçen yıl 15 milyon dolarlık domates satmış. Ancak öyle bir izlenimler var ki sanki bütün tohumları İsrail'den alıyoruz veya İsrail'den tohum almazsak üretim yapamayacağız. Toplam ithalatımız içinde İsrail'in payının önemsiz olduğunu söyleyebilirim."

         Bir başka yazarın yazısından aldığım verilere göre: 2017 Ocak Kasım ayında İsrailden 10,7 milyon dolarlık domates tohumu almışız, 3,9 milyon dolarlık da biber tohumu gelmiştir.

         Bu dönemde ayrıca yaklaşık 205 bin dolarlık kavun karpuz tohumu, 95 bin dolarlık hıyar tohumu, 93 bin dolarlık turp tohumu, 28 bin dolarlık kabak tohumu, 10 bin dolarlık marul tohumu, 7 bin dolarlık tohumluk ayçiçeği tohumu, 2 bin dolarlık da soğan tohumu ithal etmişiz. İsrail’le tohum ticaretimiz yalnızca ithalatla sınırlı değil, biz de bu ülkeye tohum satıyoruz.

         İsrail’e geçen yılın on bir ayında 1.3 milyon doları susam, 740 bin doları haşhaş, 210 bin doları hıyar, 169 bin doları domates, 215 bin doları da diğer ürünlere ait olmak üzere toplam 2.7 milyon dolarlık tohum ihraç etmişiz.

         Ayrıca, 2017’nin ocak-kasım dönemi...İsrail’e 14 milyon dolarlık taze domates, 605 bin dolarlık da kurutulmuş domates satmışız. Bu dönemde yine 575 bin dolarlık da kabak ihracatı  gerçekleştirmişiz.

        11 milyon dolarlık buğday unu ve 6 milyon dolarlık kurutulmuş kayısı da ihraç ürünlerimiz arasında.

        Türkiye olarak İsrail’e 2017 yılında 3.4 milyar dolarlık ihracat yaptık, bu ülkeden ise 1.5 milyarlık ithalat gerçekleştirdik. Tutarlardan da görüleceği gibi aslında İsrail’in Türkiye’nin dış ticaretin de hiç de kayda değer bir payı yok.

        Şehir efsanelerine de gerek yok. Beyler, ağalar, paşalar, okumuşlar , okumamışlar, enteller, danteller, lütfen biraz da doğru rakamları bulun ve biraz da ülkenizle gurur duyun diyorum.
16- Divan Başkanı Kenan Mülayim, Ondördüncü Gündem Maddesi Olan Seçim Maddesine Geçerek Üyelerin Oylarını Kullanarak Yeni Yönetimi Seçmesi İçin Hazırlıklarını Tamamladılar. (SON)
Seçimli Olağan Genel Kurula Davet
16. Olağan Genel Kurul Toplantısında Sizleri Aramızda Görmekten Onur Duyarız.
2018 yılı Seçimli Olağan Genel Kurul toplantımız aşağıda yazılı gündem maddeleri dahilinde