Galatasaray ve Halka Açık Şirketi Meselesi
20 Şubat 2012 Pazartesi
Bir önceki yazımda futbol kulüplerinin şirketlerinin halka açılmalarına izin verilerek İMKB ye kote edilmeleri kararının SPK nın yaptığı önemli bir stratejik hata olduğunu belirtmiştim.
Galatasaray ve Halka Açık Şirketi Meselesi

Galatasaray ve Halka Açık Şirketi Meselesi

Ali İhsan
Karacanaliihsankaracan@gazeteport.com   

Bir önceki yazımda futbol kulüplerinin şirketlerinin halka açılmalarına izin verilerek İMKB’ye kote edilmeleri kararının SPK’nın yaptığı önemli bir stratejik hata olduğunu belirtmiştim. Bun temel nedeninin de bunların gerçekte şirket olmadıklarını ve sahipli olmayan ve sahip değişikliği yaşama olanağı olmayan organizasyonların gerçek anlamda şirket olamayacakları ve şirketler piyasası olan Borsada da yerlerinin olmasının pek doğru olmadığını söylemiştim.


Sorun sadece bunların sahipliği meselesiyle sınırlı değil. Gerçektende futbol kulüpleri başta politikacı ve bürokrasi olmak üzere karar verici ve politika yapıcılardan hem sürekli tercihli muamele görmek hem de kurallarla ilgili bir sorunla karşılaşırlarsa kuralları değiştirmek istiyor ve sonunda da bunu başarıyorlar. Davranış kalıpları böyle olan kurumların, kural egemenliğinin birincil unsur olduğu sermaye piyasaları ile uyum içinde çalışacaklarını ve yaşayacaklarını söylemek güç. SPK’nun piyasasının objektif kural ve ilkeleriyle ve çalışma koşulları ile daha baştan uyum sorunu olan kurumların düzenlediği ve denetlediği piyasaya girmelerine olumlu bakmamalıdır.
 

Galatasaray futbol kulübünün örneği ise diğer kulüplerin şirketleri ile kıyaslanmayacak kadar baştan itibaren sorunlu bir örnek. İlk halka açılış, iki şirketin birleştirilmesi ve en son sermaye artırımı sermaye piyasalarının temel ilke ve kuralları ile çelişki ve sorunlu birer örnek.


Daha başlangıçta Galatasaray’ın şirketi halka açılırken oldukça yanlış bir modelle yola çıktı. Bu model gideri pek olmayan ama geliri olan, faaliyeti ve riski olmayan ama dağıtılacak karı olan bir şirket modeliydi . Bu modelde hem şirketin paydaşları arasında ve hem de şirketle paydaşları arasında ve de Galatasaray Kulübü ile şirket arasında yarar ve risk dengesi olağanüstü bozuktu. Model, bir şirket ve risk alan, kar varsa kardan pay alan hissedar ilişkisinden çok garantili bir geliri paylaştıran bir modeldi. Bu bozuk ve dengesiz yapı şirket modeline uygun bir yapı olmadığı gibi sermaye piyasaları açısından da uygun ve kabul edilebilir bir yapı değildi. Bu dengesiz modelin  (doğal olarak birincil sorumlu belki o günkü kulüp yöneticileriydi) halka açılmasına daha baştan SPK’nın izin vermemesi ve dengeli bir modelin kurulmasını istemesi; bu yapılmadıkça da halka açılmaya izin verilmemesi gerekirdi. Bu dengesiz yapının aktörlerini de ve yararlanıcılarını da GS camiası iyi biliyor benim bir şey söylememe gerek yok.  Futbol kulüplerinin isteklerine gözü kapalı onay verme anlayışı, ne yazık ki modelin yanlışlığını ne anlayabilecek durumdaydı ne anlasa bile tavır koyabilecek durumda.


Nitekim bu yanlış ve yarar dengesi bozuk model yürüyemezdi ve yürümedi de. Bundan çıkış yolu da Galatasaray Kulübünün bir başka kapalı şirketi ile İMKB’ye kote bu şirketi birleştirmekte bulundu. SPK’nın koyduğu çağrı yükümlülüğü uzun sürede sürüncemede bırakıldı. SPK da bu sürüncemede bırakmayı seyretti ve gerekli mekanizmaları harekete geçirmedi. (Jet Fadıl adıyla anılan Fadıl Akgündüz’ün milletvekilliğini düşüren mahkûmiyetin çağrı yükümüne uymamak olduğunu da bu arada hatırlatayım). Sonunda Galatasaray sermaye piyasası sisteminin özüne ve ruhu ile ilkelerine aykırı bir şekilde bu iki şirketi birleştirmeyi başardı. Ne de olsa o futbol kulübü. O ne ister de olmaz ki?  Bu yanlış ve yapılmaması gereken birleşme sonunda bugünkü zararlı bir şirket yapısı ortaya çıktı. Bunun etik olarak (ve kuşkusuz hukuksal olarak)  günahı kimde acaba? Hadi birleşme oldu diyelim, çağrı yükümü fiilen etkisizleştirilen bir ön koşula dönüştürüldü diyelim. Ama ya sonrası. Bu birleşme nedeniyle çıkması olası sorunları bir ölçüde giderecek ve çözümleyecek bir yapılanma birleşme ön koşulu olmalıydı ve birleşme sonrası yeterince izlenme altında tutulmalıydı.

Şirketler hukuku literatüründe bir şirketin büyük ortaklarının, küçük ortaklarını taciz etmesinin klasik yollarından birisinin bedelli olarak büyük oranlı sermeye artırımı yapmak olduğu söylenir ve yazılıp çizilir. Bu evrensel bir olgu ve kontrol eden ortakların kontrol etme gücünü kötüye kullanmalarının, küçük pay sahiplerini taciz etmelerinin klasik örneği ve yöntemi. Bunu SPK da en kıdemsiz uzman yardımcıları bile bilir. Bir şirket sermayesini 100 kat artırıyorsa bir anormallik vardır. Gerekçesi ne olursa olsun, hatta birikmiş zarar gibi bir gerekçe bile olsa, böyle bir artırım istemi bütün alarm zillerinin çalması (elektrikler kesik değilse!) sonucunu doğurmalıydı. Böyle bir artırıma izin verebilmek için artırım sonrasının en ince detayına göre planlanması, takvime bağlanması ve uygulamanın denetlenmesi yönünde bir proje istenmeli; sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması ve bütün bunların da kamuya açıklanması gerekir. Eğer bir şirket birikmiş zararını karşılamak amacıyla sermayesinin 100 katı sermaye artırıyorsa bu durumun nasıl olarak ve neden ortaya çıktığı, sorumlularının kimler olduğu gibi bir dizi soru da cevabını bekler. Bu nedenle böylesi bir sermaye artırımına izin verilmemeliydi diye düşünüyorum. Eğer bu artırıma izin vermemek Galatasaray Kulübünün halka açık şirketinin iflasına neden oluyorsa bile, iflas etmesine izin ve yol verilmeli idi. Böylece futbol kulüpleri şirket ne demek imiş belki onu öğrenirlerdi. Piyasa mekanizmasının temel kurallarını çalıştırmayan ya da çalışmasını engelleyen bir sermaye piyasası varlık nedenlerinin önemli bir ayağını göz ardı ediyor demektir.


Galatasaray şirketi normal bir şirket olsa idi ya iflas edecek idi ya da sahibi ve yönetimi değişecekti. Bu iki yolun da kapalı olduğu bir organizasyon nasıl gerçek anlamda bir şirket olabilir ki?  Bu iki yolun da kapalı olduğu bir kuruluş sermaye piyasalarında borsalara neden kote olabilsinler ki?


Doğal olarak sorun sadece SPK’nın sorunu değil. SPK bu şirketlerin halka açılmasına izin vermeyerek sadece bunların yaratabileceği sorunun sermaye piyasalarına bulaşmasına engel olabilir. Halka açılmalarına izin verdikçe de sadece sorunu gereksiz yere sermaye piyasalarına bulaştırmakla kalmıyor sorunun şirket kimliği altında büyümesine, karmaşıklaşmasına ve de çözümünün zorlaşmasına ve sermaye piyasasında bozucu etkisi olan örnekler ortaya çıkmasına neden oluyor.


Halka açılıp borsaya gelmeseler de ülkemiz açısından ve futbol endüstrisi açısından sorun devam ediyor. Bu nedenle, futbol kuruluşlarını ekonomik olarak işleyebilir ve para maliyeti kavramını bilen ve anlayan organizasyonlara dönüştürme görevi TFF da. Bu da TFF’nin meseleyi görebilecek kapasitesi olup olmadığında, kapasitesi olsa bile çözüm üretebilecek bir bakış açısına sahip olmamasında düğümleniyor. TFF ise temel sorunlar yerine basit, geleneksel ve günlük kavganın bir parçası olan konularla uğraşıyor. Daha doğrusu böyle kurgulanmış ve organize olmuş bir yapı. Bu haliyle de kalıcı ve sistemli çözümler üretebileceği ve bunları yaşama geçirebileceği kuşkulu. İlgili Bakanımız Sayın Kılıç’ın söylerken samimi olup olmadığını bilemediğim bir sözü var. Hükümetin TFF’ye Başkan arayıp bulmak zorunda olmadığını söylüyor ve bu son derece doğru. Ama Hükümetin ve parlamentoda çoğunluğu olan bir iktidar partisinin görevi futbol endüstrisini uluslararası ilke ve kurallara uygun bir yasal ortama kavuşturması ve iyi kurgulanmış, görev ve yetkileri iyi dizayn edilmiş bir futbol federasyonu ile piyasanın diğer oyuncu ve unsurlarının yapısını kurmaktır.


Bir düzenleyici ve denetleyici sistem ile bu sistemin yönetimini yapan düzenleyici denetleyici kurumun başarısının ölçütü sistemin sorun yaratmasını önlemesinde, sorun ya da kriz çıksa bile bunu çabuk ve düşük maliyetle çözebilmesindedir.  TFF’nin başarılı bir kurum olup olmadığını da en azından bir süredir devam eden krizi nasıl yönettiğine bakarak değerlendirebiliriz.


İzleyen yazıda bazı düşüncelerimi aktarmaya devam edeceğim.

16- Divan Başkanı Kenan Mülayim, Ondördüncü Gündem Maddesi Olan Seçim Maddesine Geçerek Üyelerin Oylarını Kullanarak Yeni Yönetimi Seçmesi İçin Hazırlıklarını Tamamladılar. (SON)
85 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile bazı sözleşmelerin dövizle düzenlenmesi yasaklandı. Karar, perakendeden danışmanlığa, gayrimenkulden finansa pek çok sektör için değişiklikler getirecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın, açıkladığı, 2019-2021 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı'na (YEP) sigorta ve Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) de girdi.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, devlete karşı işlenen suçlarda affın söz konusu olabileceğini ancak kişilere karşı işlenen suçta bunun mümkün olmadığını dile getirmişti.
Günlük koşuşturma içinde pek çok kişi ve davranışla karşılaşıyoruz. Bir kısmı bizi etkiliyor, fark ediyoruz ve bu davranışın neden yapıldığını düşünüyoruz. Çoğunluğunu ise fark etmiyoruz.
Bilindiği gibi 13 Eylül tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma (TPKK) Hakkında Karara bir düzenleme eklenerek;
SGK e-bildirge şifre alma işlemleri e-Sigorta Sözleşmesi e-devlet üzerinden onaylanarak otomatik olarak alınacak.
Yirmi birinci yüzyılda, sosyal hayatın hemen her kesişme noktasında dijitalleşmenin ayak izlerini görmek mümkün. Dijital teknoloji:
TGTV Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Av. Hamza Akbulut yaptığı yazılı açıklamayla 20 Eylül günü Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan . . . .
7144 Sayılı Yasa Kapsamında Bilançolardaki Taşınmazların Yeniden Değerlenmesi ve Vergisel Avantajları, Örnek Uygulamalar ve
Tektaş İmar Affı Uzmanı ve İnşaat Yüksek Mühendisi Hakan Çatalkaya, vatandaşların başvuru işlemlerini kolay yapabilmesi için imar affını 12 adımda anlattı.
Enflasyon muhasebesi, iş dünyası tarafından uzun yıllardır hep bir beklenti olarak hiç gündemden düşmedi. Bugüne kadar getirilen sınırlı düzenlemeler ise, özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde beklentileri karşılayamadı…
Şubat 2008’den bu yana ihracat bedellerini yurda getirip getirmeme konusundaki serbesti, 4 Eylül tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ait bir tebliğ ile sona erdi.
Bilindiği üzere; Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği'nin (IV/E-13.) bölümünde yer alan ve iade edilecek KDV tutarının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle,
Ekonomik gidişat ve mevcut konjonktürel yapı belirli kavramları ön plana çıkarmakta ve kullanılmasını yaygın hale getirmektedir. Ekonomin zora girmesi, ticaret hayatının daralması ile
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Başkanı Mehmet Albayrak ve Şube Yönetim Kurulu üyeleri Yıldırım Belediye Başkanı İsmail Hakkı Edebali’yle bir araya geldi.
Konya SMMMO Başkanı Seyit Faruk ÖZSELEK, 30.09.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 483 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin ilgili maddesine göre,
Kadın Muhasebeciler Derneği üyeleri olarak Balıkesir/Erdek /Ocaklar ‘da bir araya geldiler. Annem Apart Otelinde gerçekleştirmiş oldukları toplantıda bir araya gelmenin . . . .
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası haftalık repo gösterge faiz oranını yüzde 24'e yükseltti. Foreks'in ilgili anketinde analistler faizin 375 baz puan faiz atırılmasını öngörmüştü.